Author bio

Yaşar Nuri Öztürk

Yaşar Nuri Öztürk - book author

Yaşar Nuri Öztürk, Bayburtlu bir anne ile Trabzonlu bir babanın çocuğu olarak Trabzon'un Sürmene ilçesinde doğup büyüdü. İlk eğitimini babasından Kur'an okuyarak aldı ve 9 yaşında hâfız oldu. On yıllık klasik medrese eğitiminden sonra hukuk ve ilâhiyat tahsilini tamamladı. 12 yıl imamlık ve vaizlik yaptıktan sonra, üniversiteye tekrar dönerek 1980 yılında "İslam Felsefesi" konulu doktorasını tamamladı ve 1986 yılında aynı dalda doçent oldu. Ortadoğu, Balkanlar, Avrupa ve Afrika ülkeleri, ABD, Güney Kore ve Japonya'da kendi alanı ile ilgili akademik araştırmalar yapan Öztürk, ayrıca Fransa'da Grenoble Üniversitesi'nde çalıştı. New York'ta "İslam Düşüncesi ve Çağdaş Sufi Düşünce" dersleri okuttu.
Türkçe, Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca dillerinde çeşitli çalışmaları bulunan Yaşar Nuri Öztürk, 1978 ve 1982'de "Türkiye Milli Kültür Vakfı" ödülünü kazandı.
Yurt dışında ve yurt içinde pek çok yerde İslam zihniyeti, insan ve insan hakları konularında konferanslar verdi. Türkiye'de Kur'an'a dönüş hareketinin öncüsü olan ve Time Dergisinin gerçekleştirdiği "20. Yüzyılın En Önemli Kişileri" listesinde kamuoyunca belirlenen yüz isim arasında ilk 10 arasına giren Yaşar Nuri Öztürk [1] aynı zamanda da, Türk üniversitelerinde öğretim üyesi ve dekan olarak 26 yıl görevde bulundu. ABD-New York’ta (The Theological Seminary of Barrytown) bir yıl misafir profesör olarak “İslam Düşüncesi” dersleri okuttu. Aynı süre içinde, The World Scripture’ın İslam bölümünün hazırlanışında görev aldı. Büyük çoğunluğu İslâmiyet hakkında elliye yakın kitabı vardır. Özellikle onun "Kur'an'daki İslâm" adlı ansiklopedi vasfındaki kitabı, Yaşar Nuri Öztürk tarafından çoğu konferansında telkin edilmektedir.
“Kur’an’ın Yorum Katılmamış İlk Türkçe Çevirisi”ni yapan ilahiyatçı olduğu iddia edilir. 1993-2003 yılları arasında 126 baskı yapan bu çeviri, “Türkiye Cumhuriyeti Tarihinin En Çok Baskı Yapan Kitabı” sayılmaktadır.[kaynak belirtilmeli]
Yaşar Nuri Öztürk, 3 Kasım 2002 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'nden İstanbul milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girdi. Daha sonra CHP den istifa etti. Ardından da Halkın Yükselişi Partisini kurdu ve bu partinin Genel Başkanlığını 4 yıl boyunca sürdürdürdükten sonra 19 Ekim 2009 tarihinde üniversite ile çok ilgilenemediği gerekçesiyle genel başkanlıktan istifa ederek aktif siyasi yaşamını sona erdirmiş oldu. Öztürk, İstanbul ilinin Beykoz ilçesine bağlı Paşabahçe semtinde ikamet etmektedir.[2] Ayrıca "Saba Tümer ile Bugün" programında Kur'an meâli yorumlamakta; twitter ve telefon üzerinden gelen sorulara cevap vermektedir.
14 şubat 2013 tarihinde TRT sanatçısı Nazlı Kanaat hanımefendiyle nişanlanmıştır.

Yaşar Nuri Öztürk is the author of books: Allah ile Aldatmak: Türkiye'yi Kemiren İhanet, İmamı Azam Ebu Hanife, Maun Suresi Böyle Buyurdu, Tanrı'dan Başka İnsanüstü Tanımayan İnanç : Deizm, Surelerin İniş Sırasına Göre Kur'an-ı Kerim Meali, Kur'an'daki İslam, Kur'an'ın Temel Kavramları Bütün Eserleri 9, İslam Nasıl Yozlaştırıldı, Şirk: Din Maskeli Allah Düşmanlığı, Anadilde İbadet Meselesi


Author books

#
Title
Description
01
Kur'an, "Allah ile aldatılmayın!" ihtarında bulunmasına rağmen Türk halkı, dinine olan derin saygısı yüzünden Allah ile aldatılıyor.

Allah ile aldatmanın rantından en büyük terör örgütleri bile yararlanıyor. PKK'nın başı, yandaşlarına şu talimatı veriyor:"Peygamberler şehri Urfa'ya ilahiyat akademisi kurun!"

Allah ile aldatmak; dini; çıkar, koltuk, baskı, egemenlik aracı yapan bir sanayi koludur. İşin esası bakımından ne dini vardır ne de imanı. Onun dini-imanı, Tanrısı, ibadeti hep çıkarı ve hesabıdır.

Allah ile aldatanlar dokunulmaz, eleştirilmez bir 'tahakküm teolojisi' oluşturmuşlardır. Türkiye'de bu teolojiyi egemen kılmak istiyorlar ve bunda büyük ölçüde başarılı olmuşlardır.

Bu bir Haçlı-İngiliz siyasetidir. Atatürk bu şeytanî siyaseti, ta 1920'de Müslüman dünyaya tanıtıyor; İngilizlerin siyasetinin 'İslam'ı İslam'la yok etme siyaseti' olduğunu ilan ediyor.

Allah ile aldatma zulmünün en ağırları kadın ve kadın hakları konusunda işlenmektedir. Türkiye'de bugün kadın, özellikle örtünme meselesinin istismarı aracılığıyla, Allah ile aldatan zümrelerin temel sömürü aracı olarak öne çıkarılmaktadır.

Türkiye'de sosyal devleti çöküşün eşiğine getiren sebeplerin başında Allah ile aldatanların yarattığı 'sadaka kültürü' ve bu kültürün yarattığı 'sömürü merhametçiliği' gelmektedir. AKP iktidarı bu yıkıcı sebebin saltanat dönemini temsil etmektedir. Allah ile aldatanlar, iane çadırlarıyla yetinecek bir toplum özlemektedirler.

BOP'un temel hedefi Ortadoğu'da İsrail'den daha büyük devlet bırakmamaktır.

Yaşadığımız günlerin ABD ve AB'sinde, Türkiye ile ilgili ilk hedef Türk Ordusu'nu etkisizleştirmek olarak dikkat çekiyor.

Laikliğe saldırıyı emperyalizmin Haçlı kurmayları kotarıyor. Müslümanlar burada sadece taşeronluk yapmaktadır.

Türkiye'yi Allah ile aldatma zehrinin panzehiri ancak İslam'ın gerçeği içinden çıkarılabilir.
02
İslam dünyasının 'fıkıh yaratan mezheb'inin kurucusu olan, bugünkü Türkiye'de 'dokunulmaz, tartışılmaz kabul edilen İmamı Azam (ölm. 150/767), yaşadığı günlerde, 'dindışılık, 'dini tahrip etmek', 'Peygamber'in sözlerine ve sünnetine kafa tutmak', 'Mürcie, Cehmiyye gibi sapık mezheplere mensup olmak', 'kafir' olmakla itham edilmiş hatta 'Yahudilik', 'müşriklik' ve 'deccallık'la suçlanmıştır. Kilise babaları, Hz. Muhammed'e ilk günden beri deccal (antichrist) gözüyle bakmışlar, onu zındık, dinini de zındıklık olarak damgalamışlardır. Batı'nın en büyük şairlerinden biri sayılan İtalyan Dante, ünlü eseri İlahi Komedya'da, Hz. Muhammed'i, cehennemin en alt tabakalarında azap gören zındıklar arasında gösterir. Ünlü fizikçi Newton'a göre, Muhammed kelimesinin ebced hesabıyla rakam değeri 666'dır ve bu rakam, deccal kelimesinin rakamsal tutarının aynıdır. Öte yandan, İslam'ı, hortlattığı Cahiliye şirk şuuraltıyla yozlaştıran Emeviler, İmamı Azam'a yönelttikleri ithamlar arasına 'deccal' ithamını da koydular. Bu ithamı öne çıkarırken yandaşları ulemayı kullandılar. Batılılar ve onlarla işbirliği yapan "müslüman" yaftalı hainler de Hz. Peygamber'in kader savaşı Bedir'e benzeyen savaşlarıyla Kelimei Şehadet'in esir edilmesini engelleyen Gazi Mustafa Kemal'e deccal dediler. Bugün, bu üç deccal ithamının üç temsilcisi, adeta bir teslis sistemiyle bir araya gelmiş, 'deccallerin ilki' saydıkları Hz. Muhammed'le sonuncusu saydıkları Mustafa Kemal'e savaş açmışlardır. Tarihin diyalektiği 'Hz. Muhammed-İmamı Azam-Mustafa Kemal üçlüsü'nden, zulme karşı bir birlik çıkarmıştı. Kelimei Şehadet düşmanlarıyla 'müslüman' kimlikli hainler bu birliği, emperyalizme destek veren bir teslise dönüştürdüler. Bugünkü İslam dünyasının ve Türkiye'nin kaderi bu teslisin yarattığı savaş mihverinde belirleniyor. Ya Kelimei Şehadet Düşmanlarının emperyalist teslisi kazanacak yahut da Hazret-i Muhammed-İmamı Azam-Mustafa Kemal üçlüsünün antiemperyalist birliği.
03
Bu kitap, şu 6 soruya Kur’an’ın verdiği cevapları gündem yapmaktadır.

1- Kamunun haklarını yiyenlerin din açısından durumları nedir?
2- Halkı soymayı kolaylaştırmak için dini, namazı, niyazı araç yapanların din açısından durumları nedir?
3- İbadetlerine riya bulaştıranların din açısından durumları nedir?
4- Kitleleri, ne dediğini anlamadan ibadet etmeye zorlayanların durumu nedir?
5- İlk 4 soru bağlamında Türkiye’nin durumu nedir?
6- İlk 4 soru bağlamında dünyanın durumu nedir?

Bu kitap, genelde dünya düşünce tarihinde, özel olarak da İslam düşünce tarihinde bu soruların Kur’ansal cevaplarını açık bir biçimde veren ilk kitaptır.

Bu kitabı okumadan İslam’dan söz etmek, öyle sanıyoruz ki, küresel kapitalizm ve emperyalizmin hizmetine uyarlanmış “Ilımlı İslam” adlı sömürge dininden söz etmenin ötesine geçemeyecektir.
04
Kur'an, deizmi teşvik eden bir kitap değil ama ona kapı aralayan bir kitaptır.


Deizmin aynı anda hem felsefî hem de teolojik karakteri bu inancın Tanrı dışında insanüstü tanımamasıdır.


Deizmin bu temel karakteri onun kutsal kavramını da etkilemiştir. Deizmin kutsalı ne dindir ne ilham ne havra ne kilise ne de cami. Onun kutsalları akıl, bilim ve ahlaktır. Dincilik bu temel değerleri tarih boyunca yıkan, işlemez hale getiren, hatta onlara savaş açan temel musibet olduğu için deistler dine hayatlarında yer vermemişlerdir.


Deistler bilmişlerdir ki, Tanrı dışında insanüstü tanıdığınızda bunun arkasından sadece peygamberler değil; evliya, ermişler ve daha bilmem neler insanüstü varlıklara dönüştürülerek birer yedek ilah halinde insan hayatına musallat edilecektir, edilmiştir. Akıl dışında kutsal tanımanın sonucu ise aklın hayatın dışına itilmesi, onun yerini kutsallaştırılmış birtakım adamların ilhamların, rüyalarının alması olacaktır.


Tarih, özellikle dinler tarihi deistlerin bu iddialarını (veya öngörülerini) tamamen doğrulamıştı. Ve doğrulamaya devam etmektedir.
05
Surelerin İniş Sırasına Göre Kur'an-ı Kerim Meali (Türkçe Çeviri)
06
Kur'an'a göre din, Allah tarafından konan, korunan kozmik-ilahî ve evrensel bir realitedir. Bu realitede hüküm sahibi tektir: Yaratıcı Kudret yani Allah.... Peygamberlerin hem görevleri hem de büyüklükleri din koruyucu koyuculuğundan değil, Allah tarafından gönderilen dini tebliği etmelerinden kaynaklanır.
Din konusunun temel Kur'ansal perspektifi bu olduğu içindir ki, Cenabı Hak dinin adını da bizzat kendisi belirlemiş ve bu adın bile başka bir kuvvete nispet edilmesini önlemiştir.
Bu tespitin, yine Kur'an'ın beyanlarıyla bizi götürdüğü temel kabul şudur: Din adına hüküm ve söz yetkisi yalnız Allah'ındır ve Allah bu yetkisinden kaynaklanan verileri vahyin mesajları halinde Kur'an'da kristalleştirilmiş ve insanlığa "kuşkusuz, çelişmesiz, açık, kesin, detaylı" bir kitap göndermiştir.
08
Bu eser, Kur'an'ın verileriyle ve Kur'an denetiminde, "İslam tarihi" olarak anılan sürecin eleştirisini amaçlayan bir denemedir.

"Deneme" dememizin iki amacı var: Birincisi, bizim tespitlerimizin birer hüküm olmadığını, onların da eleştiriye açık olduğunu kabul ettiğimizi göstermektir. İkincisi, İslam tarihinin daha çok konuda, daha birçok açıdan eleştirilebileceğine dikkat çekmektedir.
09
Emeviler, şirki tanınmaz hale sokarak, Ebu Cehil’de olanları İslam diye dinleştirdiler.

Vahyin yeryüzüne inen ilk suresinde Cenabı Hakk’ı tanıtmaya ayrılan ayet sayısı beş, insanı tanıtmaya ayrılan ayet sayısı üç iken şirk patronu Ebu Cehil’i anlatmaya ayrılan ayet sayısı, onbirdir. Sarsıcı bir delaletle şuna vurgu yapılmıştır: Şirkin başı olanlar ve binnetice şirk, Allah’ın varlık ve birliği de dahil, her şeyden önce tanınmalıdır. Çünkü şirk ve şüreka tanınmadan, Allah’ın varlığına ilişkin kısımları da dahil, Kur’an mesajı tanınamaz.

Kur’an’ın savaşı, şirk iledir, ateizm veya öteki dinlerle değil. Şirkin olmadığı yerde Kur’an din savaşına girmez. Kur’an iki yerde savaş veriyor: 1.Genel Savaş, 2.Din Savaşı. Bunların ikisi de zulme karşıdır. İslam, hiçbir din ve inançla kavgaya girmiyor. Tek istisna şirktir.

Tevhit bilinmeden onun zıddı olan şirk bilinemeyeceği gibi, şirk tanınmadan da onun zıddı olan tevhit bilinemez. Emevi zorbaları, bu gerçeği çok iyi bilmekteydiler ve İslam mesajının anlaşılmaması için bu bilgilerini ustalıkla kullandılar. Onlar, biliyorlardı ki, tek başına tanıtılan tevhit Kur’an’ın tevhidi olmayacaktır. Onlar bir yandan tevhidi anlatarak, Allah ile aldatılan kitlelerin nabzını şerbetlediler, öte yandan, şirkin tanınmasına olanak vermeyerek İslam’ın gerçek mesajının hayata geçmesini engellediler.

Bugünün Emevi takipçisi siyaset dincilerinin yolu da aynen budur. Onlar da, bir yandan yüzbinlerce ifade edilen camilerle, Kur’an kurslarıyla tevhidi anlatırken öte yandan en azılı Kelimesi Şehadet düşmanı emperyalistlerle işbirliği yaparak şirkin tanınmasına giden tüm yolları tıkamaktadırlar. Böylece hem Müslümanları memnun ediyorlar hem de İslam’ın düşmanlarını.

Kur’an’ın en büyük devrimi, şirkin sadece bir türünü değil, her türünü deşifre etmek olmuştur. Özellikle menfaatçılık ve riya şirkini. Bu eser Kur’an’ın o büyük devrimini ayrıntılamaktadır.
10
Bu kitap, Asrısaadette (Hz. Peygamber ve sahabesince) tanınmış ve daha sonra kitlelerin elinden alınmış bir hakkın savunmasını yapmak amacıyla yazılmıştır. Bu hak, anadilde ibadet hakkıdır. İnsan kadar gerçek, insan yaradılışı kadar doğal, ana sütü kadar ak ve berrak bir haktır bu: Anadilde İbadet Hakkı...

Kitap, iki ana bölüm ile bir ek bölüm içermektedir: Birinci bölümde, Anadilde İbadetin Anlamı, Önemi ve Çerçevesi üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, İslam Mirasının Anadilde İbadetle İlgili Verileri ve bu verilerin kaynakları değerlendirilmektedir. Üçüncü ve ek bölüm ise Kuranın Öğrettiği Duaların ibadetlerimizde nasıl kullanılacağını göstermekte ve bu duaların Türkçe çevirilerini vermektedir.

Kitabın sonuna eklenen Karma İndeks, okuyucularımın, aradıklarını rahatça bulabilmeleri için, olabildiğince geniş tutulmuştur...
(Önsözden)