Author bio

O.Z. Livaneli

O.Z. Livaneli - book author

O.Z. Livaneli (in Turkish Zülfü Livaneli) born in 1946, is a singer, a composer, a bestselling Turkish author and a poet who is considered one of the most significant and influential authors and intellectuals of his time. His books have won numerous literary awards, both in his home country and abroad.

Although his novels are viewed as highly literary, Livaneli is considered the best selling contemporary author of Turkey today. The article A Festival of Musical Contrasts, which appeared in the International New York Times (9.7.2014) refers to Zuflu Livaneli as a composer.

Livaneli is known for his novels that interweave diverse social and historical backgrounds, figures, and incidents, such as in ‘Bliss’ which won the Barnes & Noble's ‘Discovery of Great New Writers Award’ in 2006, and in his critically acclaimed ‘Serenade for Nadia’, ‘Leyla's House’, and ‘My Brother's Story’, which were all translated into 37 languages and won numerous Turkish and International literary awards, and were highly praised by prominent literary critics around the world. His novels have been turned into theatrical movies, stage plays, and operas.

Livaneli was imprisoned several times during the 1971 Turkish coup d'état because of his political views and had to leave Turkey in 1972 and went on exile. He lived in Stockholm, Paris, Athens, and New York where he met and collaborated with artists and intellectuals such as Elia Kazan, Arthur Miller, James Baldwin, and Peter Ustinov among others. Livaneli returned to Turkey in 1984.

His works and cultural and political activities and contributions to world peace were recognized by UNESCO in 1995 when he was appointed Goodwill Ambassador to UNESCO -- a post he still holds today. He served a term in the Turkish Parliament as well as in the Council of Europe.

Livaneli is as accomplished as a writer as he is as a poet and a songwriter, cultural and political activist. Although he first became known for his contemporary music, Livaneli turned his focus to writing, in the last decades, when he realized that literature was closer to his heart. His first collection of short stories, 'A Child in Purgatory', published in 1978 was turned into a movie by Swedish and German TV.He is also a prominent social-democrat politician and was a member of the Turkish parliament for one term. Livaneli's novels have been turned into theatrical movies, stage plays, and operas.

Livaneli is known for his contemporary music, in much the same way as Bob Dylan and his contemporaries in the United States were in the 60's. His 1997 Ankara concert was attended by no less than 500 thousand people. His collaborations with Mikis Theodorakis of Greece have been noted as a gesture of bringing together the two countries. Livaneli has been a UNESCO Goodwill Ambassador since 1996.

Livaneli has composed some three hundred songs, a rhapsody recorded by London Symphony Orchestra–, and a ballet. His compositions have reached cult status nationwide and have been performed by internationally renowned artists such as Joan Baez, Maria Farantouri, María del Mar Bonet, Udo Lindenberg, Haris Alexiou, Jocelyn B. Smith, and Kate Westbrook. He has also written five plays and thirty film soundtracks. Among these soundtracks are the soundtrack for "Yol" (The Path), directed by Yilmaz Güney and winner of the Golden Palm in Cannes Film Festival, "The Herd", directed by Yılmaz Güney and Zeki Ökten, and "Shirin's Wedding" by German director Helma Sanders-Brahms. His recordings have been published in the USA, Sweden, Germany, Holland and France, and he has given dozens of concerts throughout the world. He has produced albums and performed with Mikis Theodorakis and Maria Farantouri, and he has also collaborated with Manos Hatzidakis, Giora Feidman, Inti-Illimani and Ángel Parra. In 2010, he sang 'Mothers of The Disappeared' with Bono at U2's concert in Istanbul, Turkey, which was U2's first-ever concert in Istanbul. Liv

O.Z. Livaneli is the author of books: Serenad, Kardeşimin Hikâyesi, Huzursuzluk, Son Ada, Leyla'nın Evi, Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm, Bliss, Konstantiniyye Oteli, Engereğin Gözü, Elia İle Yolculuk


Author books

#
Title
Description
01
Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.
02
Sakin bir balıkçı köyünde genç bir kadının cinayete kurban gitmesiyle başlar her şey. Dünyadan elini eteğini çekmiş emekli inşaat mühendisiyle genç, güzel ve meraklı gazeteci kızın tanışmasına da bu cinayet vesile olur. Kurguyla gerçeğin karıştığı, duyguların en karanlık, en kuytu bölgelerine girildiği hikâye, daha doğrusu hikâye içinde hikâye de böylece başlar. Modern bir Binbir Gece Masalının kapıları aralanır. Ancak bu kez Şehrazad erkektir.

Kardeşimin Hikâyesi aşkın mutlulukta ulaşılacak son nokta olduğuna inananları bir kez daha düşünmeye davet eden, aşka, aşkın karmaşıklığına ve tehlikelerine dair nefes kesen bir roman. Her sayfada yeni bir gerçekliği keşfedecek, kuşku ile kesinliğin sınırlarında dolaşacaksınız.

Mantıksız gibi geliyor ama o sabah uyandığımda tuhaf bir haber alacağımı biliyordum. Karadenizin lacivert dalgalarıyla baş başa kalmış olan bu ıssız köyde geçen her gün birbirinin aynısı olduğu için burada insanların heyecanla konuşacağı olaylara pek sık rastlanmazdı. O günün de ötekiler gibi sessizce akıp gitmesi gerekirdi ama galiba başka şeyler olacaktı. O mahmur sabah saatlerinde bir cinayet haberi alacağımı bilmiyordum elbette ama bir haber gelecekti. Daha yataktan çıkmamıştım, gözlerim kapalıydı, arkalarında fosforlu çizgiler bırakarak yıldırım hızıyla hareket eden mor tavşanları izliyordum.''
03
Merhamet zulmün merhemi olamaz!

İstanbul’un kargaşası içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin’e gider. Onun, önce sevdaya sonra ölüme yazılmış, Mardin’de başlayıp Amerika’da sona ermiş hayatını araştırmaya koyulur. Böylece âdeta bir girdabın içine çekilir, tutkuyla ve hırsla gizemli bir kadının peşine düşer.

Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.

Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelamın çocuklarının hikâyesi... Livaneli okuru, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle buluşturuyor.
04
Livaneli'den alegorik ve sarsıcı bir roman...

Darbeci bir başkan, emeklilik yıllarını geçirmek üzere, herkesin her şeyiyle hoşnut olduğu cennet bir adaya yerleşir. Başkan, ruhuna dek işlemiş olan yıkıcılık potansiyelini, geçmiş politik gücünden de yararlanarak kullanmaya kararlıdır. Bu doğrultuda tüm adayı etkileyecek müdahalelere girişir.

Önceleri sıradan görünen bu müdahaleler, sonunda düşmanı düşmana kırdırmaya dek varacaktır. Başta martılar olmak üzere, ada halkı dahil tüm canlılar Başkan'ın acımasızlığından payını alacaktır. Bu arada durdurulamaz görünen bu gidişe direnen bazı sesler de vardır.

Livaneli Son Ada'da, düşsel bir ülkede yaşanan aslında hepimizin aşina olduğu olayları alegorik bir anlatımla verirken, politik ve kişisel ihtiraslarla topluma ve doğaya müdahalelerin sonuçlarını da gözler önüne seriyor.
05
Kimi zaman bir savaş bir kentin, bir ülkenin kaderini değiştirir, kimi zaman bir tek kişi koca bir ailenin... Leyla: Yalılarda doğmuş büyümüş bir paşazade, bir Osmanlı soylusu... Ali Yekta: Uşaklık kaderini değiştirme ihtirasıyla yanıp tutuşan bir İstanbullu... Rukiye-Roxy: Almanya’da doğmuş, seks modelliği yapmış bir hip-hop’çı.. Livaneli, birbirini hiç tanımayan bu üç ayrı kişiliğin yaşamını, bir "İstanbul romanı"nda birleştiriyor. Kentlisi-köylüsü, varsılı-yoksulu, din hocası, söz sahibi bankacısı, gazetecisi... Her birinin bir nedenle ötekinin yaşamına girdiği, onu değiştirdiği, günümüz Türkiyesi... Ve bir roman kahramanı gibi öne çıkan pırıltılı Boğaziçi’nde, Bosnalılar Yalısı’nın ilginç dünyası... Leyla’nın Evi, dünyada sadece yaptığı müzikle değil, çeşitli dillere çevrilen, sinemaya aktarılan ve ödül alan kitaplarıyla da tanınan Livaneli’nin Mutluluk’tan sonraki romanı..Sİ
06
Sıcak ülkelerinden, Stockholm'un kar altındaki caddelerine ve buz tutmuş göllerine savrulan siyasi mülteciler. Yaşamı paramparça olmuş Sami'nin, bir Kuzey hastanesinde önüne çıkan yaşlı bakan. Bir cinayet planı ve Sami'nin yaşamını etkileyen bir kedi. Çevresindekileri kendisine âşık eden şilili bir genç kız; yakıcı öfke nöbetlerine kapılan güzel Clara. Bir uzay istasyonu kadar garip ve uzak buldukları iklimde kıvranan, acı çeken, kıskanan, cinsellikle avunmaya çalışan ve öç alma hayalleri kuran insanların romanı. Sami, Clara, Juan Perez, Rıza, Garcia, Adil ve Yoriko´nun hikâyesi, uzun süre etkisinden kurtulamayacağınız bir derinlik ve elinizden bırakmayı olanaksız kılacak, soluk kesen bir kurguyla anlatılıyor.
07
Fifteen-year-old Meryem lives in a rural village in Eastern Anatolia, Turkey. Her simple, conventional way of life changes dramatically after her uncle, a sheikh in a dervish order, rapes her--and condemns her to death for shaming the family. Asked to carry out the "honor killing" is his son Cemal, a commando in the Turkish army.

So begins a long, mystifying voyage for Meryem as her shell-shocked cousin ushers her to the shining metropolis of Istanbul where another troubled soul, the Harvard-educated professor Irfan, embarks on his own journey of transformation--one that catapults him into the heart of Meryem and Cemal's conflict.

The crossed-paths and interwoven destinies of these three characters makes for an affecting, by turns brutal and life-affirming portrayal of traditional and modern-day Turkey that no reader will soon forget.
08
Zülfü Livaneli, zengin bir insan panoramasıyla İstanbul'un derinliklerine inerken şehrin büyülü, ama bir o kadar da acımasız atmosferiyle buluşturduğu okuru sıra dışı yolculuğa çıkarıyor.

2014 yılı Aralık ayının son günleri… Yedi yıldızlı Konstantiniyye Oteli'nin açılış günü ve erken bir yılbaşı kutlaması… İstanbul'un seçkin, kalburüstü simaları, Sultanahmet'teki eski Bizans sarayının kalıntıları üzerine yapılan otelde bir araya geliyor. Aralarında kimler yok ki? Politikacılar, belediye başkanları, Amerikan büyükelçisi, Fener Rum patriği, ünlü gazeteciler, gazete patronları, televizyon "yıldızlar"ı, eski ve yeni zenginler, büyük işadamları…

İstanbul'un yüzlerce yıldır yeraltında yatan ölüleri de davete çağrılmadıkları halde arzı endam etmekte sakınca görmeyip bu cümbüşe dahil oluyorlar. Ve elbette, bir otelin olmazsa olmaz çalışanları, garsonları, komileri, güvenlik görevlileri…

Velhasıl Konstantiniyye Oteli, aslında binlerce yıllık koskoca bir şehir olarak çıkıyor karşımıza. Değişen, dönüşen, ama barındırdığı şiddet nedense aynı kalan bir şehir…
09
Balkan Edebiyat Ödülü / 1997

Yıllardır Topkapı Sarayındaki hücresinde kapalı tutulan Şehzade, hiç beklemediği bir anda tahta çıkarılır, böylece iktidarın tek sahibi olur.
Haremağası Süleyman ise Habeşistandan koparılıp hadım edilerek saraya getirildiğinden beri onun en sadık kulu ve -iktidarsızlığına rağmen- Haremin tek hâkimidir. Valide Sultanın iktidar hesaplarıyla oğlunu yeniden hapsettirmesi, ilişkileri iyice içinden çıkılmaz bir hale sokacaktır.

Engereğin Gözü, Haremağası ile Padişah arasındaki köle-efendi ilişkisi aracılığıyla, "bakışıyla her canlıyı kımıltısız hale getiren bir engereğin bile gözünü kamaştıran" iktidarın büyüleyiciliği üzerine alegorik bir roman. Bir yanıyla da bir "dil şöleni"; Zülfü Livaneli, Evliya Çelebinin, Naimânın ve Türkçenin büyük dil ustalarının izini sürüyor.
10
Dünyaca ünlü sinema ustası ve yazar Elia Kazan, kendini bir Amerikalı ya da Yunan gibi değil, bir Anadolulu gibi hissederdi. Pek çok oyuncuyu da birlikte çalışmaya "Anadolu gülüşü" dediği yetenekle ikna ederdi.

Bu yetenek onu, hayatı boyunca taşıyacağı "işbirlikçi" etiketinden kurtaramadı. McCarthy dönemindeki hataları, onu ömür boyu kovaladı. Üçüncü Oscar’ını bile üzüntüyle kaldıran Kazan, belki biraz avunmak ve arınmak için annesinin dizlerine koşan bir çocuk gibi, memleketi Kayseri'nin yollarına düştü. Kaderini bilen ama ölmeden önce ona karşı mücadele eden bir Yunan trajedi kahramanı gibi.

Kadim Anadolu, bambaşka ilkelere sahip, farklı deneyimler yaşamış iki insanı, Zülfü Livaneli ve Elia Kazan'ı belki de tek ortak yolculuklarına çıkarmayı başardı.

Livaneli'nin büyülü satırlarından okuyacağımız bu sıra dışı yolculuğu, M.K. Perker'in muhteşem çizgileriyle izleyeceğiz.